Verginin Adaleti

Ekonomik DERİNLİK


Tüm Yazıları

Facebook Twitter Google Pinterest

Bunda önceki çalışmamızda, genel olarak vergi nedir, neden ortaya çıkmıştır. Verginin açıklamaya çalışan teorilerin neler olduğu hususlarında özet bilgi vermemiştir. Bu çalışmamızda ise, vergi ve adalet kavramları üzerinde durulacaktır. 

Bilindiği üzere, Anayasanın  73. Maddesi , vergi ile ilgili düzenlemeye yer vermiştir. Bu düzenlemeye göre, vergi ödevi başlığı altında, 

-Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.

-Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.

-Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.

Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir.

Hükmüne yer verilmiştir.

Bu madde den de anlaşılacağı üzere, vergi hem bir ödev hem de bir hak olarak tanımlanmıştır. Ayrıca, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre vergi yükümlüsü olmaktadır. Anayasanın dikkat çektiği diğer bir husus ise, vergi yükünün adaletli ve dengeli dağıtılmasının emretmesidir. 

Peki vergide adalet nedir, nasıl sağlanır? Bu konularda tarih boyunca literatürde ciddi tartışmalar bulunmaktadır. 

Tarih boyunca, verginin kişiler ve bireyler arasında adil dağıtılması temel sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak adalet kavramı kendi içinde tartışmaları bir değer olup, sübjektiftir. Olması gereken şeyle, olan şey arasındaki makasın ne kadar açık olduğu ancak kişilerin kendi ekonomik durumları ile başkasının durumunu karşılaştırılması ile anlaşılabilinir ki bu da mümkün değildir. 

Vergi de adalet kavramı, vergi devletinde artan kamu harcamalarının finansmanını temin etmek için vergi yükünün artırılmasını haklı göstermek amacıyla sık sık kötüye kullanılmıştır. 

 

Siyasi partiler ise bu kavramı sürekli temsil ettikleri çıkar gruplarının yararına kullanmaktadır. Ayrıca vergi adaleti, farklı kültürlerde farklı içeriklerle kabul edilebilir. Nitekim, Hristiyan toplumlar, ruhban sınıfının vergi ödememesini adil olarak değerlendirmiştir. Çünkü, onlar dualarıyla devlete hizmet ediyordu. İslam hukukuna göre ise Müslüman olmayan kişilerden kendi inançlarını muhafaza edebilmeleri için cizye adı altında alınan bir vergi adil sayılıyordu (Lang, 1998:3).

 

Adil bir vergi sisteminin gerçekleşmesi için birçok yaklaşım bulunmakla beraber, temelde iki yaklaşımdan söz edilir: Fayda (yarar)  ve yaklaşımı ve ödeme gücü yaklaşımı.

Ödeme gücü yaklaşımı; vergilerin mali ve ekonomik güce göre alınmasını amaçlayan bir görüştür. Başka bir deyişle vergi yükünün mükellefler arasında ödeme gücüne göre dağıtılmasını amaçlar. Bu yaklaşıma göre, vergi ödeme gücünün belirlenmesinde kişilerin gelir, servet ve harcamaları göz önünde tutulmaktadır. Bu kapsamda adaletin sağlanması için kişiler arasında farklılıklar yaratılmakta yada denge ve adaletin sağlanabilinmesi için vergi mevzuatına muafiyet ve istisna işlemleri ile ilgili düzenlemelere yer verilmektedir.

 

Fayda yaklaşımı ise kısaca belirli kamu hizmetlerinden yararlanacak olanların yararlanma nispetinde vergi ödeyerek bu hizmetlerin finansmanına katılmaları olarak ifade edilmektedir. Bu yaklaşımda temel mantık ise kişilerin tek başlarına zayıf ve korunması oldukları ve ancak sosyal ve siyasi bir yapı olan devletin üyesi olmaları durumunda varlıklarını sürdürebilecekleri bu nedenle, bu yapıya girmek suretiyle,  güvenliklerinin sağlanması için bedel ödemeleri gerektiği üzerinde kurgulanmıştır. Fayda ilkesine göre vergi, devletin sunduğu mal ve hizmetlerin kullanılması karşılığında alınan bir bedeldir. Yani vergi, kamu hizmetlerinden faydalanma derecesine göre alınan bir fiyat veya bedeldir. 

 

Bu durum ise kimin ne kadar kamu hizmetinde faydalandığını ölçümünü gerektirir. Bazı kamu hizmetlerinde faydalanmanın bedeli ve değeri ölçülmesi mümkün olmakla birlikte çoğunun ölçülmesi mümkün bulunmamaktadır. Örneğin bir kişinin hastane hizmetinde faydalanması ölçülebilir, ancak temiz hava da faydalanmasının ölçümü mümkün değildir.

 

Daha önceki yazımızda da belirtildiği üzere, Vergiler, kamu harcamalarının en temel finansman kaynağıdır. Bu durum ise vergi mükelleflerinin vergiyi ödeme ve vergi verme alışkanlığını ve davranışını önemli hale getirmektedir.  Devlet, yasal mevzuatla, denetim etkinliği ile elektronik sistemleri veya kaynakta vergilendirme yoluna giderek vergi gelirlerini artırma yoluna gidebilir. Ancak, bu yöntemler hem vergi adaletinin sağlanması yönünden hem de sistem alt yapısının oluşturulması için yapılacak harcamalar bakımında ciddi durumlar oluşturmaktadır. Bu nedenle, vergi verme alışkanlıklarını oluşturulması için toplumda vergi bilincinin oluşturulması hedef alınması gerekmektedir. Bu durumun sağlanması için de temel parametre olarak ödenen vergilerin kamu hizmeti olarak topluma yayıldığına ilişkin görüşün toplumda yer etmesi ile mümkün olabilmektedir.

 

Faydalanma teorisi liberal bir anlayış olup, bu yaklaşımın ortaya koyduğu vergi adaleti, denkleştirici adalet anlayışını benimser. Çünkü bu görüşe göre vergileme ile gelir ve servet dağılımındaki dengesizliği gidermek amaçlanmamaktadır. Ayrıca bu görüşe göre, piyasada oluşan gelir ve servet dağılımı adil bir dağılımdır ve müdahaleye gerek yoktur. 

 

Vergi adaletine ulaşmada fayda yaklaşımını benimseyenlere göre adalet, eşitsizliklerin giderilmesi değil, özgürlüklerin korunmasıdır. Bu nedenle vergi adaleti de mümkün mertebe bireylerin iktisadi karar verme hürriyetini korumakla gerçekleşir.

 

Yapılan teorik tartışmalar bir yana günümüzde vergi sadece kamu harcamalarının finansmanı değil aynı zamanda bir maliye politikası aracıdır. Bu nedenle, yüksek gelir sahiplerinin oransal olarak yüksek tutarda vergilendirilmesi ve alt gelir gruplarının ise temel harcama kalemlerinin vergi istisnası ve muafiyetler yöntemi ile vergi dışı bırakılması vergi adaleti için daha sağlıklı bir yaklaşımdır. 

 

 Bu nedenle, güncel siyasi hayatta asgari ücretin vergi dışı bırakılması, bazı lüks tüketim maddeleri üzerindeki vergilerin sıfırlanmış olması tartışılır hale gelmiştir. Ancak, vergilendirme politikası oluşturulurken vergi ile yatırım ve girişimcilik arasındaki dengenin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. 


Facebook Twitter Google Pinterest