Bak şu ayının yaptığına!

Prof. Dr. Kenan OK


Tüm Yazıları

Facebook Twitter Google Pinterest

Sayın Prof. Dr. Kenan OK’un fuar habercisi için kaleme aldığı 15 Temmuz 2016 tarihli yazısı

Prof. Dr. Kenan Ok

15 Temmuz 2016

Kars’ın Selim ilçesine bağlı Eskigeçit köyü yakınlarında üç kız kardeş ve bir çocuk ayı saldırısına uğradı. Ayı saldırısı sonucu Devran Erdem (9) ile teyzesi Selma Güneş (26) uçurumdan düşerek yaşamını yitirirken, Devran’ın annesi ile diğer teyzesi de yaralandı. … Sevgi Erdem, beraberinde kız kardeşleri Selma Güneş, Cansu Ekinci (13) ve oğlu Devran Erdem ile gezintiye çıkmak ve yöresel otlardan toplamak üzere Eskigeçit köyü, Düzkaya Mevkisi Döşkaya Tepesine çıktı. Bu sırada bölgede ölü ayı yavrusu gören üç kız kardeş bunu incelemek isterken ayıların saldırısına uğradı. (Cumhuriyet, 12 Temmuz 2016)

Ayı (Ursus arctos), Foto: Vedat Beşkardeş, Düzce, 2015

Cumhuriyet’in haberine başka yerde de rastlamış olabilirsiniz. Hatta yeni bir olay değil ki, her zaman olur da diyebilirsiniz. Ayıların insanlara saldırma hikâyeleri köylerimizde hep anlatılır. Ayının kız kaçırdığı bile söylenir! Televizyonda gördüğüm habere göreyse, ayılar bu son olayda iki kişiyi bir süre rehin almış!

Eskiyi bugünle karşılaştırdığımızda kırsal nüfusun toplam nüfus içerisindeki payının daha fazla, ormanlık alanların daha geniş ve yaban hayatının daha yoğun olduğu bir gerçektir. O nedenle, yaban hayvanı saldırısına uğrama olayları eskide kalmalıydı, günümüzde bir insanın ayı saldırısında ölmesi de neymiş diye düşünebilir ve bak şu ayının yaptığına diyebilirsiniz.

Fakat sorun eskiden kalma bir sorun değil! Son derece güncel ve önemi artan bir sorun. Üstelik eskiyle güncel farklılaşmış durumda. Örneğin günümüz insanı, eskinin insanı değil! Günümüz kentli, yarı kentli hatta kırsal insanı; eskinin kırsal insanına göre ayıyı daha az tanıyor, daha az biliyor. Bugünün insanının ayının nerede bulunabileceği, ne zaman, ne yapabileceği hakkında ya fikri yok ya da çok yüzeysel. Nitekim Kars’taki mağdurlar da aslında yakınlarını ziyarete gelmiş, o yöre ile bağı olan fakat yerel deneyimi az kentliler! Acaba küçük Devran’ın sürekli Kars’ta yaşayan yakınları da ölü bir yavru ayı gördüklerinde incelemek için yakınına gider miydi? Ölü yavrunun üzgün ve kızgın bir annesi olabileceğini, saldırıya uğrayabileceklerini akıllarına getirirler miydi?

Kentlileşen nüfus, artan refah, belgesel izlemekle yükselen doğa hevesi; günümüz insanının ayı veya diğer yaban hayvanları ile rastlaşma olasılığını artırıyor! Çoğalan arazi araçları, daha uzaklara erişebilen yollar, ayı ile insanın karşılaşma olasılığını artırmışken, bu iki canlı arasında sağlıklı bir etkileşim kurmak için gerekli bilinci oluşturamadı. Çoğalan ekoturist kafileleri yabanıl yaşamla temas kuran insan sayısını yükseltti fakat insanla yaban hayatı ilişkisini iyileştiremedi. İzlediğimiz belgesellerden, çocuklarımıza aldığımız pelüş ayıcıklardan bu hayvanlara sempatimiz arttı ama onların yabani bir hayvan olduğu konusundaki farkındalığımız artmadı. Yaban hayvanı yaşamak zorundadır ve yaşamını idame ettirmeye odaklanmıştır! Ormanda karşılaştığınız ayı, sizin sevimli çizgi film kahramanınız olduğunun farkında bile değildir!

Örneğin günümüz ormanı da eskinin ormanı gibi değil! Lütfen bu noktada ülkemizdeki ormanlık alanın arttığını hatırlatmayın. Yaban hayatı açısından ormanın niceliksel değil, niteliksel durumu önemlidir. Odun hasılasını artırmak için değiştirdiğimiz orman yapısı, yaban hayatı için gerekli besin kaynaklarını ne yönde etkiledi acaba? 2B’lerle orman dışına çıkardığımız, yollarla parçaladığımız, tel örgülerle çevrelediğimiz orman alanları acaba yaban hayatı yaşam alanları üzerinde nasıl bir etki yaptı? İstediğiniz her yeni yol, var olan eski bir habitatı parçalıyor! Hayvanların eskiden su içtiği, besin topladığı veya barınmak için gittiği bir yere artık inşa ettiğiniz bu yeni yoldan geçerek gitmesi gerekiyor! Yaya kaldırımları yapsanız, trafik ışıkları koysanız, yaban hayvanları için çözüm olur mu? Bu yolları habitatları parçalamadan oluşturmak, çok zorunlu hallerde ise ekolojik köprüler kurmak gerekli! Şimdilik Osman Gazi köprüsünün geçiş ücreti ile üçüncü köprünün açılış tarihiyle ilgiliyiz! Belki bir gün habitat parçalanması ve ekolojik köprüleri de konuşuruz ama günümüz yaban hayatı, eskiye göre büyük baskı altında ve bu hayvanlar gündelik yaşamlarını idame ettirmek için daha zorlu bir mücadele veriyor! Günümüz yaban hayvanı da eskinin hayvanı gibi değil!

Sürekli kırda yaşayan insanımızın yaban hayatından yakınmaları büyüktür. Köylü, arıcılık yapıp geçimini sağlamak ister ama ayı gelip kovanlarını yıkar. Vatandaş meyve yetiştirip evine bakmak ister ama ayı daha önce gelip meyvesini yediği yetmemiş gibi ağaca da zarar verir! İnsanlar bu hayvanları avlayıp öldürmek istiyor fakat devletin kuralları ile karşılaşıyor ve devlet ayıyı bizden çok koruyor diyor! Ayının hakkı var, insan olarak bizim yok diye yakınıyorlar! Bu hayvanların varlık değerlerinden, seçenek ve miras değerlerinden bahsedecek olduğunuzda öfkeyle “ya bizim değerimiz” diyorlar. Haksızlar mı?

İnsanlığın geleceği için biyolojik çeşitliliğin sürdürülmesi; kısa ve uzun vadeli, bireysel ve toplumsal tercihlerin dengelenmesi gerekir. Tüm insanlara sağlanacak yarar için yereldeki insanlardan fedakârlık yapmaları bekleniyor. Aslında ayı ile köylü, yaban hayatı ile insan değil, kısa ile uzun dönem, bireysel ve toplumsal hedefler arası çatışma yaşanıyor! Bu nedenle, maliyeti yüklenenler ile faydaları toplayanlar arasındaki dengesizliği görmek, adil bir paylaşım kurmak gerekiyor.

Doğa koruma hareketinin evrimi incelendiğinde farklı anlayışların egemen olduğu dönemler görülür. Önceleri insan odak olmuş ve doğa insana göre düzenlenmeye çalışılmıştır. İnsanın ihtiyacını karşılamak üzere doğadan yararlanmanın mubah olduğu düşünülmüştür. Oysa tıpkı insan gibi, doğanın da sürekliliğini sağlayabilmesi için tatmin edilmesi gereken ihtiyaçları bulunmaktadır. Ne yazık ki, insan odaklı bakışın egemen olduğu zamanlarda doğaya ait değişkenler görmezden gelinmiştir.

Bu anlayışın sürdürülebilir olmadığı yaşanan deneyimlerle kanıtlanmış ve bu defa doğa odak yapılmış, insanın ona tabi olması beklenmiştir. Ancak insan doğanın herhangi bir bileşeninden çok farklıdır. Ayının ihtirasları yoktur ama insan ihtirasları uğruna çevreyi değiştirir. Lütfen politik hırslarla yapılan projeleri hatırlayın! Ayının biriktirme huyu yoktur ama insan mal varlığıyla çevresinden farklılaşmak için kardeşine bile kıyabilir! Karsta ayı saldırısı yaşanırken Ordu’dan fındık tarlasını paylaşamayan kardeşler arası cinayet haberi gelmedi mi? Ayı gıcık olsun diye kovan yıkmaz, armut dalı kırmaz ama insan komşusunu kıskanıp ekinini, devlete kızıp ormanını yakar! O nedenle insanı yok sayan tüm kabuller, tasarımlar gerçek dünyada yer bulamamaktadır. Yaşanan bu deneyimler sonucunda ne insan ne doğa odak tutulmuş ve insan ve doğa karşılıklı bağımlılık içerisindedir noktasına gelinmiştir.

Türkiye’de, köylü veya kentli önemli bir kesim halen insan odaklı bir bakışla “önce insan sonra doğa” diyebilmekte, bunu hararetle savunabilmektedir. Buna karşılık, ister samimi duygularla isterseniz toplumsal hayat içerisinde “çevreci” kimlikle sivrilmek güdüsüyle deyin, önemli bir başka insan grubu da “insan doğaya tabi olmalıdır, insan da kim oluyormuş” diyebilmektedir. Samimi duygularla çevreci olanlar bir yana, çevrecilikten geçinenlerin yanında “ama insan da var” demek ayı saldırısına uğramak kadar tehlikelidir. Özetle ülkemizde insan ve doğanın karşılıklı bağımlılık halini keşfedebildiğimizi söylemek güçtür!

Karşılıklı bağımlılık halini görmeden, Kars’tan gelen haberi anlamak, benzer hadiselerin önüne geçecek çözümleri üretmek zordur. Ayı avını yasaklamakla ayılar korunamıyor! İnsanın doğaya girişini yasaklamakla insan durdurulamıyor! Ayıyı ve insanı, bir bütün halinde yönetmeyi öğrenmek gerekiyor!

Hocam, insanı yönetebildik mi? Ülkenin hali ortada! Parlamenter bir yönetimle, başkanlık arasındaki tercihimizi makul bir zeminde tartıştığımız bile söylenemezken, bir de “ayıyı yönetmekten söz ediyorsun, hayal görme ne olur” diyebilirsiniz. Ama inanın ayıyı yönetmek daha kolaydır! Yeter ki gerekli bilimsel bilgiyi üretin ve kullanın!

Ayı veya diğer yaban hayvanlarının yaşam alanlarına habitat, bunların yönetimine de habitat yönetimi diyorlar. Habitatı yönetebilmek için önce iyi bir tanımlama çalışmasına ihtiyaç var. Bu tanımı yapabilmek için de; hangi hayvan yaşıyor, kaç tane hayvan var, nasıl bir popülasyon yapısına sahip, ne yiyor, suyunu nereden karşılıyor, nerede barınıyor, nerede çiftleşiyor, gibi soruların net yanıtlarını verebilen araştırmalar yapılmalıdır. Bugüne kadar çoklukla hayvanın görünümünü, boyutlarını, alandaki sayısını veren araştırmalar yapıldı. Yediği bitkiler isim isim sayıldı ama miktarı, beslenme için yeterliliği analiz edilemedi.

Habitat yönetimi için gerekli tüm sorulara yanıt verebilecek araştırmalar ülkemizde hem çok yeni hem de çok az! Bu alanda öncü sayılabilecek bir iki araştırmayı ve araştırıcıyı izliyor ve mutlu oluyorum. Fakat araştırma sayılarının artması, niteliklerinin iyileşmesi, üretilen bilginin uygulamaya aktarılması lazım!

Üstelik sadece yaban hayatını araştırmak başarılı bir habitat yönetimi için yetmiyor! Hangi hayvan ile hangi insan yerleşimi, etkinliği nerede kesişiyor, çatışıyor, saptanmalıdır. Yerel demografik verileri alt alta koymakla; kaç avcı var, yılda kaç kere ava çıkar gibi sorulara dayalı anketlerle sosyal yapı analiz edilemiyor! Yerel veya bölge dışı kullanıcılarla yaban hayatının olası çatışma alanlarının ortaya konması gerekiyor.

Habitat yönetimi elbette tanımlayıcı araştırmalar gerektirir fakat sadece sorunları ortaya koymak yetmez! Problemlerin çözümüne yönelik eylemler tasarlamayı, eylemleri hayata geçirecek kurumsal yapıları kurmayı da gerektirir. Bir başka değişle, burada x adet ayı var demek marifet olmuyor! Merkez Av Komisyonu kararına göre bu zamanda, şu kadar hayvanın avına izin verilmiştir diyebilmek ise hiç marifet sayılmıyor! Kars’ın Selim ilçesinde “x adet yetersiz beslenme alanına sahip, a köyünün yerleşim, tarım alanlarında bu açığı gidermeye çalışan ayı var” diyebilmek ve “c bölgesinde yapılacak d tipi bitkilendirme ile x adet ayıyı a köylülerinden uzaklaştıracağız” gibi hedeflere sahip olabilmek gerekiyor! Gerçekten de ayıların besin olarak tercih ettiği bitkileri insanların yoğun kullandığı yerlerde sökerek veya az kullandığı yerlere dikerek hayvanların yaşam alanları yönlendirilebiliyor.

Ülkemizde Orman mühendisliği, biyoloji, zooloji gibi alanlara gençlerin ilgisinin azaldığı bir gerçek! ÖSYM istatistikleri bu bölümlerde açılan kontenjanların dolmadığını gösteriyor. İlginçtir ki belgesellere ilgi artarken, bu belgeselleri çekebilecek bilgiyi üretmek isteyenlerin sayısı azalıyor! Dört yıllık lisans düzeyinde Av ve Yaban Hayatı programları açıldı fakat ilgi burada da istenen olmadı! İnsan kaynağının sayı ve nitelik olarak yetersiz olduğu alanlarda üstün nitelikli araştırmalardan ve uygulamalardan söz etmek güçtür! Bu nedenle ülkemizde, popüler alanlar dışında kalan, fakat hayatın idamesi için oldukça gerekli tüm bölümlerin, nitelikli öğrenci alabileceği bir yüksek öğretim yerleştirme düzenine acilen geçmek gerekiyor!

Gerek üniversitelerin gerek kamu araştırma kurumlarının araştırma öncelikleri de sorunlu! Akademik yükselme yarışının üniversitelileri uzun dönemli, zahmetli gözlem ve analizleri içeren araştırmalar yerine, kısa dönemde yayına dönüşebilecek projelere yönelttiği bir gerçektir ve bu tip araştırmaların çoğaldığı bir ülkede habitat yönetimi için gerekli bilgileri üretmek hiç de kolay değildir!

Bu araştırmaları yapabilseniz de başarılı bir habitat yönetimi için kurumsal yapınız kritik önemdedir. Tablo dolduran, mevzuat takip eden, takip ettiği mevzuatı tayin olduğunda veya emekli olurken sıkıntı çekmeden devir teslim yapabilecek şekilde uygulamaya odaklanmış bir teknik kadro ile habitat yönetimi yapmak hayaldir. Yaban hayatı yönetimi teknik bilgiyle yürüyen bir görev olmaktan o kadar uzaklaşmıştır ki, geçmişte orman mühendislerinin görevlendirildiği Milli Park Mühendisliklerine orman endüstri mühendisleri atanabilmiş, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü görevine, uzmanlık alanına bakılmaksızın müdürler getirilebilmiştir. Bu noktada işsizlik sıkıntısıyla yaban hayatı iş alanını kapmaya çalışan meslek grupları arasındaki rekabet de dikkat çekmektedir. Yetki yasalarıyla, yönetmeliklerle yaban hayatı yönetimini bir mesleğin tekeline almak yerine, aldığı lisans eğitimine ek, lisans üstü öğrenimlerle yaban hayatını tanımak, yönlendirmek için gerekli temel ve uygulamalı bilimlere hakimiyetini, istek ve hevesini kanıtlayabilecek göstergelere sahip kadrolarla kurumların donatılması gerekmektedir.

Şimdi tekrar yazının başlığına dönelim! Bir yavru ayının, bir insan yavrusunun ve bir yetişkin insanın hayatını kaybetmesinden söz eden bu haberde katil kimdir? Katil ayıdır, bak şu ayının yaptığına diyebilir miyiz? Yaşanan bu talihsiz olayın tekrar etmemesi için sorumluluk alma önceliğini ayıya bırakabilir miyiz? Velev ki bıraktık, düşünebilen, düşünebildiği için kendini eşrefi mahlukat veya şerefli canlı olarak adlandırmayı hak eden insansa, sorumluluk neden ayıda demezler mi Adem’in çocuklarına!


Facebook Twitter Google Pinterest