Bünye ve Cumhuriyet

Prof. Dr. Kenan OK


Tüm Yazıları

Facebook Twitter Google Pinterest

Sayın Prof. Dr. Kenan OK’un fuar habercisi için kaleme aldığı 29 Ekim 2017 tarihli yazısı

Prof. Dr. Kenan Ok

29 Ekim 2017

 

Bu ülkede yaşayan herkesin övünçle Cumhuriyet Bayramını kutlaması gereken bir günde, bu bünye yazısı da nereden çıktı demeyin lütfen!

Gönül rahatlığıyla bu kutlamayı yapamıyor, göstermelik yapılan kutlamaları içinize sindiremiyorsanız, coşkulu paylaşımları görünce, çocukluğunuzdakinden bile daha çok hisleniyorsanız, aslında sizin de bir bünye sorununuz var demektir!

Yok, efendim Türk Dil Kurumu bünyeyi şöyle tanımlarmış, bilmem kim bünyeyi böyle betimlemiş gibi şablon açıklamalar da beklemeyiniz bu yazıdan. Derdimiz zaten kalıplaşmış davranışlarımız, artık kanıksamadığımız tutumlarımız! Bünyenin ne olduğunu bilmiyorsanız, zaten bu yazıyı bünyeniz kaldırmaz! Okumayınız lütfen.

Gündelik hayatta, bünye kelimesini “bünyesi kaldırmadı” şeklinde kullanırız çoklukla. Adam çok içer, vücut içileni kaldırmaz, bünyesi kaldırmadı deriz. Kişi hastadır, yapılan tedavi ağır gelir, bünyesi kaldırmadı deriz. Hanımefendi hassas bir yapıya sahiptir, gördüğü muameleyi değerlerine uygun bulmaz ve bünyesi kaldırmadı deriz. Çocuğumuz el üstünde bir yaşam içinde büyümüştür, askerde, yurtta, yurt dışı gezide yedikleri dokunur, bünyesi kaldırmadı deriz. Örnekler çoğaltılabilir fakat özetle vücudun kabul etmediklerini anlatmak için çok işe yarar “bünyesi kaldırmadı” sözü!

Acaba kişilerin bünyeleri olduğu gibi, kurumların, derneklerin, partilerin, toplumların ve hatta ülkelerin de bünyesi yok mudur? Bünyesinde .. fakülte, .. enstitü barındıran üniversitemiz veya bünyesinde .. genel müdürlük ve .. bağlı kurum bulunan .. bakanlığı dediğimize göre, kurumsal bir bünyeden de söz edebiliriz!

Acaba kurumsal bünyelerde de kaldırılamayanlar olur mu? Birey olarak oluşturduğumuz kurumlar, neyi ne kadar kabul ederken, neleri veya kimleri kaldıramıyor ve reddediyor acaba? Örneğin tek tek bizlerin bir araya gelmesinden oluşan toplumumuzun bünyesi, Cumhuriyeti kaldırabiliyor mu? Kaldırıyorsa sorun zaten yok! Ama kaldırdığına dair şüphelerimiz varsa bünyevi bir sorunumuz var demektir! Üstelik bu sorun, hem kişilerin tek tek, hem de üyesi olduğu kurumlarının, derneklerinin, partilerinin bünyevi sorunundan bağımsız değildir.

Lütfen geçmişinize bir bakın ve kendinizi sorgulayın. Bünyem bugüne kadar neleri kaldırdı, hangi konularda veya olaylarda kaldıramadı, diye bir sorun kendinize! Örneğin, Cumhuriyete bağlı çalışacağından şüpheleriniz olan birine, bugüne kadar hiç oy verdiniz mi? Hadi siyasi adayların lafına baktınız ve yanılıp bir defa oy verdiniz. Yetki eline geçince, kendi çıkarlarını ülkesinin ve toplumunun çıkarlarının önüne koyan birini bünyeniz kaç defa kaldıramadı ve sonraki seçimlerde reddettiniz? Mahallenizdeki muhtarlıktan, üyesi olduğumuz derneğin başkanlığına, vatandaşı olduğunuz ülkenin yönetim kadrolarına kadar bu sorgulamayı yapmadan herhangi bir seçimde oy verdiysek, bünyemizin bugünkü tabloyu kaldırması gerekir! Neden şikâyet ediyoruz ki!

Çalıştığınız kamu kurumu, özel sektör veya kendi işinizde; işinizi yaparken hak ihlallerine göz yumdunuz mu hiç? Liyakate önem vermeden kişilerin terfi etmesine yardım ve yataklık ettiniz, bu şekilde mevki sahibi olanlara yalakalık yaptınız mı? Bu sorulara evet diyorsanız, sizin bünye, maşallah kaya gibi olmalı. Ama tüm sorulara “hayır, ne münasebet” diyorsanız, işte sizin bünyevi bir sorununuz var kardeşim!

Üyesi olduğunuz dernekte, meslek örgütünde veya siyasi partide, oyunuzu verirken bu kurumu kimler yüceltebilir mi dediniz? Yoksa, beni kimler nerelere getirir diye mi düşündünüz? Hep kazanan tarafta olmayı mı seçtiniz? Yoksa sizinle birlikte derneğinizin, mesleğiniz veya meslektaşlarınızın, partinizin, ülkenizin de kazanmasını mı hedeflediniz? Sürekli birey düzeyinde kaldıysanız sizin bünye de maşallah, sıkıntı yoktur! Ama, ben kazanırken, biz ne oluyoruz acaba diye kaygılanmışsanız, gözünüz aydın sizde de bünyevi bir sorun var demektir.

Valla askerde çok kebaptım. Hiçbir iş yapmadan yattım diyenlere özenerek baktıysanız, sizin bünye kabul eder her şeyi! Bal tutan parmağını yalar diyerek, yetkilerini menfaati için kullananları aklayan atasözlerinden rahatsız olmadıysanız, güçlü bir bünyeniz var demektir! Kamu araçlarını ailesine açan kişiler de ihalelerden malı götürenleri de bünyeniz kaldırır. Tüyü bitmemiş yetimin hakkı var deyip duruyorsanız, bünyevi bir sorununuz var demektir!

İş yerinden, sosyal hayata, vatandaşlık ilişkilerimize kadar uzanan farklı alanlardan bünyevi sorun örnekleri verilebilir. Bir insan işini iyi yapıyor diye eleştiriliyorsa, erdemleri ve yetenekleri nedeniyle takdir görmesi gerekirken sürekli dışlanıyorsa, sistemde de bünyevi sorunlar var demektir. Sorunu tanımlayabilmek çözüme giden en önemli adımdır. Bizim de bir bünyevi sorunumuzun olduğu kesin ama bu sorun kişideki bünyeden mi yoksa üyesi olduğu işyeri, kurum, dernek, meslek örgütü, parti ve hatta ülkedeki kollektif, toplu bünyeden mi kaynaklanıyor? Henüz bunu yanıtlayamadık! Kişiden kaynaklanıyorsa, kişilerle uğraşmalıyız. Ama bazı kişilerden kaynaklanan bünyevi sorun, kurumsal bünye şekline dönüşmüşse, tek tek kişilerle uğraşmak çözüm olamaz ki! Topluca bu sorunu dert etmeyi gerektirir!

Öğrenciliğimden hatırlarım. Derslerde sıkmayan, bizimle ilişkilerinde neredeyse laubalilik derecesinde serbest davranan hocaları sever, diğerlerini kıl kabul ederdik. Öğrenci bünyemiz şeker hocalara meylederdi. Mezun olunca gördük ki kıllar bizim gerçek dostumuz, şekerler ise uzun vadede adamı obeziteden diyabete kadar uzanan pek çok hastalığa götürenlermiş meğer! Askerde en sevilen komutan, askerlik kurallarına en az uyan ve uyduran değil midir? Varsın kazalarda, operasyonlarda zayiat fazla olsun! Bünye şeker komutan istemiyor diyebilir miyiz?

Bir kurumun yöneticiliğine atanan kişi meslektaşlarına “biliyorum sizden daha zeki değilim, hatta daha çalışkan değilim ama şans bana güldü” deyip, yöneticilik makamında oturmaya devam ediyorsa, bu kişisel bir bünye sorunudur. Ama bu sözlere rağmen, ileride ya araç istediğimde vermezse, ya kadro meselemde yanımda olmazsa şeklindeki menfaatçi kaygılarla, liyakatsiz atamayı görmezden gelen kurum çalışanları çoğunluğu oluşturmaktaysa, sorun kurumsal bünye meselesi halini alır. Liyakatsiz yöneticinin, temelsiz uygulamalarına itiraz eden çalışanlar dışlanırken, sesini çıkarmayanlar pirim yapıyorsa sorun kurum bünyesine sıçramış demektir. Bugünkü yapımızda, bünyenin şeker yöneticiler, şeker çalışanlar istemediği söylenebilir mi?

Bir siyasi partinin lideri pek çok seçim kaybettiği halde, halen koltuğunda oturabiliyorsa, bu durum başarısız liderin bünyesi kaldırdığı için mi vardır? Dernek başkanlarının, parti liderlerinin başarısızlıklarına rağmen, koltuğu bırakmak istememeleri kişisel bir bünyevi sorun olabilir. Ama ya üyelerin bunu içine sindirmesi ne olacak? Derneklerimizin, mesleki örgütlerimizin, partilerimizin bünyelerinin “istediğimi versin de nasıl yönetirse yönetsin” diyen şeker üyeler içermediği, “bana oy versinler de ne yaparlarsa yapsınlar” diyen şeker yöneticiler barındırmadığı söylenebilir mi?

Ucuz popülist söylemlerle, halk böyle istiyor diye sürekli kısa dönemli planlara odaklanmış siyasi kişilikler bulunabilir. Bu onların bünyeleriyle ilgili bir sorundur. Ama ya toplum! Torpil olmayacak diyen ve bu yönde inandırıcı tutumlar gösteren bir partiye oy verir mi? Bilmiyor muyuz, sınıfta kalan kızımı geçirsin, tembel oğluma “bütün gün oturup, bir şeye karışmayacağı bir iş versin” ben de ona oy vereyim diyen akrabalarımızın, eşimizin, dostumuzun varlığını! Her seçimde karşılıklı bir al-ver yaşamıyor muyuz şeker seçmenlerimizle şeker siyasilerimiz arasında. Bünyenin şeker hükümet, şeker vatandaş veya şeker seçmen istemediğini söyleyebilir miyiz?

Shakespeare’in Kısasa Kısas (Measure for measure) şiirinde bir cümle “bazı insanlar günahlarıyla yükselirken, bazıları erdemleriyle dışlanır” der! Şiirin bütününü yorumlayan üstatlar ise şairin bu sözlerle üyesi olduğu toplumunun hastalıklı bir dönemini anlattığını ifade ederler.

Şimdi soruyorum size, işyerinizde, üyesi olduğunuz dernekte, mensubu olduğunuz meslek örgütünde, oy verdiğiniz partide sürekli dışlananlar kimler? Günahkârlar mı? “Evet, günahkârlar” diyebiliyorsanız biz hasta bir toplum değiliz demektir! Lütfen inanarak söyleyin, sağlıklı mıyız sizce?

İsmet Paşa’nın “bir memlekette namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur” sözüne sık sık atıf yapıldığına tanık olmuşsunuzdur. Paşa işin bir boyutunu aktarmış ve haklıdır. Ama toplum olarak kime pirim verdiğimizin de bir önemi yok mu? Efendim, derneklere girip, durumu değiştirelim, partilere üye olup yapının değişmesine katkı yapalım. Tamam, ama dersinde veya akademik çalışmalarında ciddi hocaları bünye kabul etti de, onlar mı kaçtı sınıflardan, tez izleme komitelerinden, doçentlik jürilerinden? Kifayetsiz muhterisler derneklerde, meslek örgütlerinde itibar görürken, yapıcı eleştirilerle kurumlarını geliştirmek isteyenler, geçimsiz diye dışlanmadı mı? Siyasi partiler üye yazımında, ideolojik yakınlığa göre mi hareket ediyor? Yoksa sözlerinden çıkmayanları içlerine alırken, diğerlerini bünyeleri kabul etmiyor mu? A, B veya C partisi hiç fark etmez! Son zamanlarda partilerinden dışlanan siyasilerin, erdem sorunundan ihraç edildiğini söyleyebilir miyiz? Yoksa partilerinin bünyesi bu kişileri kaldıramadı mı?

Yüce Atatürk “Cumhuriyet ahlak üstünlüğüne dayanan bir ülküdür, fazilettir” diye boşuna dememiş! Hangi dini inanışta olursa olsun, dini vecibeleri yerine getirmeyi yeterli görüp, namus denilince sadece cinsellikle ilgili eylemleri hatırlayan; hak, hukuk, adalet, dürüstlük, insanlık gibi evrensel değerlerden habersiz toplumların bünyesi Cumhuriyet’i kaldırabilir mi ki!

Ey sade vatandaş, öğrenci, öğretim üyesi, dernek mensubu, meslek erbabı, partili;

  • bünyen neyi kaldırıyorsa sen o’sun, o’nun kadar değerlisin!
  • İtibar ettiğin büyür ve gelişir. Dışladıkların senden uzaklaşırken, sen de onların değerlerinden, erdemlerinden, faziletlerinden uzaklaşırsın.
  • Topyekûn bünyevi sorunumuzu çözemeden, değerlerimizi sorgulamadan Cumhuriyet’i yaşatmak mümkün değildir.
  • Unutma şeker hasta eder insanı! Çocuğunu şekerden sakındığın gibi, okulunu şeker öğretmenlerden, üniversiteni şeker hocalardan, askerini şeker gibi komutanlardan, işyerini ve toplumunu şeker gibi yöneticilerden, şeker gibi siyasilerden koruman görevindir.
  • Şeker gibi seçmen olmak yerine, sorgulayan ve sadece hakkını, hakkı kadar talep eden bir vatandaş olman dileğiyle,

 

Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun.


Facebook Twitter Google Pinterest